Sohbet

20 Eylül 2016 Salı

teknolojilerinin gelişimi ile Mynet Sohbet

İnternet kullanma ve Mynet Sohbet İletişim teknolojilerinin gelişimi ile internet üzerinden arama motorları marifetiyle bilgiye kolay bir şekilde ulaşılmaktadır İnsanlar İnternet Üzerinden farklı olarak toplu Mynet Chat Odaları olarak birlikte yaşamaları, ihtiyaçlarını birlikte karşılama ile hedeflerine Sohbet,te ulaşmak için başkaları ile Sohette giriş yapan kışıler  sosyal gelişimin gittikçe her sanal toplumun kendine uygun özgürce Sohbet Chat şartlarında Uygunca gelişiyor olmasına rağmen geçmişten günümüze sosyal ve internet gelişme sohbet odaları toplumsal ulaşma isteği, dünyanın geri kalmış sanal alemin keyifli sohbet siterı.


Türkiyede yapılandirma Sohbet Siteleri düzelmesi yolu ve çözümünü ararken, Bedava Sohbet ve merhameti anlayışına dayanan tasavvuru yeniden canlandırmak gerekiyor Toplumsal İnternet Ortaminda Sohbet Siteleri ve insanlar aradiği kışılerle ile yaşanan olaylar bunu net olarak göstermektedir İnternette gücünün çok yüksek olduğu www.mynetel.com bilinen Mynet Sohbet Sitesi Olarak Bilinen Sanal alemin en mutlu doyumsuz sohbet  chat sitesi olmakradır size kalitelı bi ortam sunuyor.

Geçmişten günümüze en güzel sohbet chat, tarafından insana internet üzerinden ve boş zamanlarda herkez gibi internet  ortamlarında zaman geçirmeyi çok isteriz tanımadığımız kışılere  duygularımızı anlatır berkı onunla  duygularımızı paylaşırız sanal ortamda olsa  karsımızdakı kısı yüzünu görmeden sohbet ederiz  berkıde  aşik oluruz  ona karşı duygularımız değişe bilir ve her sitede  farklı bi ortam  yaratmaya çalışırız berkıde arkadaşlık cevremızdekı kıtleyi çoğatırız ve kendımıze güvenır  bi arkadaş veya sevgili veya dost buluruz böylece bizde  sanal alemde  kendımıze bi cevre yaptık bi  kitleye geldık ve simdı yapmamız  gereken bizde hemen bi sohbet sitesi açmaktir açtıgımız sohbet sitemize tanıştıgımız kışılerı cevremızdekı kıtlerı hemen sitemıze  davet eder onlarla sohbet ortamı yaratırız ve güzelce  fakitler saatlerce sohbet ederiz  ve gerekırse #Sohbet #Radyo #kelime #yarisma #islam kanallarımızda  güzelce  eğlenip  fakit  geçiriz bilgisaya karşına  geçip nescafemizi veya  çayimızı çaylarını yudumlarken bi taraftansa sohbet ediyoruz biz yaratici olmayi herzaman tercih ediyoruz.


Türkiyenin En büyük Mobil Sohbet teknoloji gelişimin birincisi olanbilimler hızla gelişmeye devam ediyor ayrı telefon teknoloji andoirc uygulamalar gelişen bilimlerden indire bilirsiniz ve Mobil Chat Sitelerı Üzerinden  Telefonunuzla Sohbet Edersınız Bay/Bayan la Tanışıp onlarla Doya doya Sohbet Farkını Yaratirsınız nerede  olursanız olun istediğinız  yerden telefonuzla  mobil sohbet sitelerıne  girerek kendınıze uygun Erkek Veya Bayan Arkadaş Bulursunuz ve tanıdınış  kışıyle telefon üzerinden 7/24 veya 24/48 veya 7/48 saatler arasi mobil telefonuzla sohbet edersınız Ayrıca Sitemizde Farki Kanallar Dul Bayanlar Tanışabılırsınız onlarla kendılerine  uygun eş adayları aramaktadır bunların içinde sizde  olabılırsınız hadı ozaman dulmayın hemen bize  katılın.










17 Eylül 2016 Cumartesi

istanbul gay sohbet

Türkiyenin en büyük ili olan istanbul aynı zamanda Dünyanın göz bebeği kentleri arasındadır. Kalabalık nufusu koşturmacalı yoğun şehir hayatı ve kend tin getirdiği yorgunluk insan hayatında oldukça etkili olmaktadır. İstanbul’da yaşayan insanların daha çok dinlenme ve huzur hayalinde olduğu fakat istanbul’da yaşayan birinin asla başka bir şehirde hayat süremeyeceği gibi gerçeklerde vazgeçilmezler arasındadır. Nufusun büyük çoğunluğu başka şehirlerden göç etmiş olan bu şehirde gece ve gündüz olmak üzere iki farklı hayat yaşanmaktadır. Koşturmacası ve hızı insanı korkutan boyut larda erişirken eğlencesi ve keyfide yaşayanlara ayrı bir tat vermektedir. Bu şehirde insanların Sohbet etmek için kafelere gidip bir kahve eşliğinde istanbul sohbeti yapmaları oldukça zorlaşmış bir durumdadır.
Erkeklerin ve kadınların ortak noktası olan kadın erkek ilişkileir hakkında real hayatlarında konuşma fırsatı bulamayan milyonlarca İstanbul’lu Cinsel Sohbet sitelerinde birbirleriyle İstanbul Cinsel Sohbet ortamı yaratmış ve kendi şehirlerinden bireyler ile tanışıp arkadaş olmaktadır. Bayanlarla Sohbet etmek isteyen erkeklerin istanbul çevresinde yaşayan kaliteli bayanları arayıp buldukları bir seks seks sohbet odası olan sohbet sitemiz yeni arkadaşlıklar için internette dolaşan milyonlarca ihtimallerden birisini yani sizin için en uygun cinsel sohbet arkadaşını seçip size bulmaktadır.
İstanbul Cinsel Sohbet sitesi olarak hizmet vermeye başladığı günden beri binlerce İstanbul’lu erkek yada bayanı tanıştıran ve arkadaşlık yaptıran istanbul chat odalarımız kalitesini ve samimi sohbet ortamını bozmadan sizlere hizmet vermeye devam etmektedir.
Kızlarla sohbet, pasif sohbet, gay sohbet, lezbiyen sohbet, seks sohbet, gabile sohbet, istanbul gay sohbet, istanbul lez sohbet gibi br çok ana başlıkta cinsel chat hizmetini sizlere hiç bir ücret almadan sunuyoruz. Sizlerde kendinize uygun bi cinsel sohbet arkadaşı arıyorsanız mutlaka playboy sohbet odalarını ziyaret ederek İstanbul Cinsel Sohbet kanalına katılmalısınız.

istanbul cinsel sohbet

istanbul cinsel chat kullanıcıları sitemiz üzerinden dünyanın neresinde olursanız olun ister cep telefonlarınızdan ister tapletlerden ister bilgisayarınızdan google arama sonuçlarinda istanbul cinsel chat kelimesini aratıp sitemize ulaşa bilirsiniz. bir cogumuz web üzerinden cinsel sohbet odalarında sohbet etmek isteriz. istanbul ilinde yaşayanların istanbula özgü cinsel sohbet odalari istanbul il ve ilçelerinden katılımcılarla cinsel talk ortamında tanışıp sohbet edebilmelerine olanak sağlayan soylesohbetim.blogspot.com #istanbul-cinsel-sohbet odasını aktif duruma getirmiştir. istanbul cinsel chat odasında sohbet bedava diger siteler gibi gold silver gibi paralı üyelikler yapmadan sohbet edilebiliniyormu. ? elbette cinsel sohbet kullanıcılarının aklından geçen kind soru budur. istanbul cinsel chat odamız tamamen üçretsiz olup helloç bir üyelik yaptırmanıza gerek kalmadan sohbete giriş guysüsüne kullanıcı rumuzu yazarak anında 7/24 nettisiz canlı cinsel sohbet ortamlarına yelken aça bilirsiniz.

teknolojinin child hız ilerledigi günümüzde mobil uyumlu tasarımımız sayesinde mobil cihazlardan istanbul cinsel chat odasına girişler mümkün. cep telefonu blah tapletlerden istanbul cinsel chat , istanbul cinsel visit aramasında mobil uyumlu tasarımımız üzerinden çoğu oda seceneginden dilediginizi seçip istediginiz odada doyumsuz cinsel sohbet imkânı elde edebilirsiniz. cinsel.sirinsohbet.net mobil cinsel sohbet odaları.. istanbul cinsel chat odalarında çoğu narrows bayan cinsel sohbet kullanıcısıyla sohbet edebilmeniz için netlikle +18 yaş üzeri olmanız gerekmektedir.

7 Eylül 2016 Çarşamba

Tantra ile Cinsel Sohbet Kozmik Orgazm

Bir tarafta enerjini yukarı çıkmaya zorlarsın ve diğer tarafta enerjini dışarı, aşağı fırlatırsın, kaos yaratırsın. İşte bu yüzden Yoga teknikleri cinselliğe karşıdır.

Ama Tantra cinselliğe karşı değildir çünkü Tantranın farklı bir tür orgazmı vardır, vadi orgazmıdır bu ve bu, sana yardımcı olabilir. Kaos yoktur, çelişki doğmaz. Daha çok, yardımcı olur. Kaçıyorsan erkeksen ve kadınlardan kaçıyorsan ya da kadın­san ve erkeklerden kaçıyorsan- ne yaparsan yap, diğeri aklın­dan çıkmaz ve seni aşağı çekip durur. Bu çelişkilidir ama gerçek budur.

Sevgilinle derin bir kucaklaşma halindeyken, diğerini unuta­bilirsin. Ancak o zaman diğerini unutabilirsin. Bir erkek kadının varlığını unutur, bir kadın erkeğin varlığını unutur. Yalnızca yo­ğun bir kucaklaşma içinde, diğeri artık yoktur. Diğeri artık ol­madığında, enerjin daha serbestçe akabilir; aksi halde diğeri onu aşağı çeker durur.

Bu yüzden Yoga ve sıradan teknikler diğerinden, diğer cins­ten kaçar. Kaçmak zorundadırlar, tetikte olmak, devamlı çabala­mak, kontrol etmek zorundadırlar. Ama eğer karşı cinse karşıy­san, o "karşılık" daimi bir gerilim yaratır ve seni aşağı çekmeye devam eder.

Tantra, gerilime gerek olmadığını söyler. Karşındakine karşı gevşek ol. O gevşek anda, diğeri yok olur ve enerjin yukarı aka­bilir. Ama ancak sen vadideysen yukarı akar. Doruktayken aşa­ğı akar.
Bir soru daha: Dün gece cinsel eylemin yavaş, telaşsız olması ge­rektiğini söyledin ama aynı zamanda insanın cin­sel eylem üzerinde kontrolü olmaması gerektiğini, insanın bütün olması gerektiğini de söyledin. Bu benim kafamı karıştırdı.

Bu kontrol değildir. Kontrol tamamen farklı bir şeydir ve gevşeme farklıdır. Sen onun içinde gevşersin, onu kontrol etmez­sin. Eğer onu kontrol edersen, gevşeme olmaz. Eğer onu kontrol edersen, eninde sonunda bitirmek için acele edersin çünkü kontrol gerilim yaratır. Ve her gerilim gerginlik yaratır ve ger­ginlik salıvermek için bir gereklilik, bir ihtiyaç yaratır. Bu bir kontrol değildir! Bir şeye direnmiyorsun! Yalnızca telaşlı değil­sin çünkü cinsellik bir yere ilerlemek için değildir. Sen bir yere gitmiyorsun. Yalnızca bir oyun bu; bir hedef yok. Ulaşılacak hiç­bir şey yok, neden acele edesin?

Ama insan her zaman, her eyleminde, tamamen mevcuttur. Eğer her şeyde acele edersen, cinsel eyleminde de acele edersin - çünkü sen orada olacaksın. Zamanın çok bilincinde olan bir in­san cinsel eylemde de acele edecektir, sanki zamanını boşa har­carmış gibi. İşte bu yüzden hazır kahve ve hazır cinsel sohbet  istiyo­ruz. Kahve söz konusu olduğunda bu iyi ama cinsellik söz ko­nusu olduğunda yalnızca saçmalık. Hazır seks diye bir şey ola­maz. Bu bir iş değil, bu acele edebileceğin bir şey değil. Acele edersen onu mahvedersin; asıl noktayı kaçırırsın. Onun zevkini çıkar çünkü onun aracılığıyla bir zamansızlık hissedilecektir. Acele edersen, o zaman zamansızlık hissedilemez.

Tantra, telaş etmeden gidin, yavaş yavaş zevkini çıkarın, tıp­kı sabahleyin yürüyüşe çıkar gibi, ofise gider gibi değil, dedi­ğinde, o farklı bir şeydir. Ofise giderken bir yere yetişmek için acele edersin, sabahleyin yürüyüşe çıktığında ise acele etmezsin çünkü hiçbir yere gitmiyorsundur. Yalnızca gidiyorsundur. Te­laş yok, hedef yok. Herhangi bir noktadan dönebilirsin.

Bu telaşsızlık vadiyi yaratmanın temelidir; aksi halde doruk  yaratılır. Ve bu söylendiği zaman, kontrol etmen gerektiği anla­mına gelmez. Heyecanını kontrol etmeyeceksin çünkü bu çeliş­kilidir. Heyecanı kontrol edemezsin. Kontrol edersen, çifte heye­can yaratırsın.

Gevşe, bunu bir oyun olarak kabul et - bir son yaratma. Baş­langıç yeterlidir!
Eylemde, gözlerini kapat, karşındakinin bedenini hisset, onun enerjisinin sana akmasını hisset, ona katıl, onun içinde eri. Gelecektir! Eski alışkanlık birkaç gün oyalanabilir. Ama gidecek­tir. Onu gitmeye zorlama. Yalnızca gevşe, gevşe, gevşe. Ve boşal­ma olmazsa, bir şeyin yolunda gitmediğini düşünme çünkü er­kekler bir şeylerin yolunda gitmediğini hisseder. Boşalma ol­mazsa, bir şeylerin yolunda gitmediğini hisseder. Hiçbir şey yo­lunda gitmemiş değildir! Ve bir şeyi kaçırdığını da düşünme. Hiçbir şeyi kaçırmış değilsin.

Başlangıçta bir şeyi kaçırmış gibi hissedersin çünkü heyecan ve doruk orada değildir. Ve vadi gelmeden önce bir şeyi kaçır­dığını hissedeceksin ama bu eski bir alışkanlıktan başka bir şey değildir. Bir döneme kadar, bir aya, üç haftaya kadar vadi belir­meye başlayacaktır. Ve vadi belirdiği zaman, doruklarını unuta­caksın. O zaman hiçbir doruk buna değer görünmeyecek. Ama beklemek zorundasın. Ve zorlamayıp kontrol etme. Yalnızca gevşe. Gevşeme bir sorundur - çünkü gevşe dediğimiz zaman, zih­nimizde bu, sanki çaba gösterilecek gibi tercüme edilir. Dilimiz bu görüntüyü verir. Bir kitap okuyordum; kitabın adı şuydu: "Gevşemelisin!" İşte o zorunluluk eki, gevşemene izin vermeye­cek çünkü o zaman gevşemek bir hedef olacak -"Gevşemeli­sin!"- ve bunu beceremezsen hayal kırıklığına uğrayacaksın. Tam da o "meli" eki sana çok çaba göstermen gerektiğini, zorlu bir yolculuk hissini verir.

 Zorunluluk terimleri ile düşünürken gevşeyemezsin.
Dil bir sorundur. Belirli konularda, dil her zaman yanlış ifa­de eder. Örneğin gevşeme: Ben, "Gevşe!" dediğim zaman, bu bir çaba olur ve sen "Nasıl gevşemeliyim?" diye sorarsın. "Na­sıl?" diye sorarken asıl noktayı kaçırırsın. "Nasıl?" diye sora­mazsın. Bir teknik sormuş olursun: Teknik çaba yaratır, çaba gerginlik yaratır. Bu yüzden bana nasıl gevşemen gerektiğini so­rarsan, ben şöyle derim: Hiçbir şey yapma. Yalnızca gevşe! Yal­nızca uzan ve bekle. Hiçbir şey yapma! Yaptığın her şey bir en­gel olacaktır; bir engel yaratacaktır.

Birden yüze, sonra yüzden bire kadar sayarsan, sabaha ka­dar uyanık kalırsın. Ve eğer bazen sayarken uyuyakalmışsan, bunun sebebi saymak değildir - çünkü sayıp dururken sıkılmış- sındır, sıkıldığın için uyumuşsundur. Saymak yüzünden değil can sıkıntısı yüzünde. Sonra saymayı unutmuşsundur ve uykun gelmiştir. Ama uyku ancak, gevşeme ancak hiçbir şey yapmaz­ken gelir. Sorun budur.

Ben "cinsel sohbet odaları eylem" dediğim zaman, bu bir çaba gibi görünür. Değildir! Sevgilinizle ya da âşığınızla oynamaya başlayın. Yal­nızca oynamaya devam edin, birbirinizi hissedin, birbirinize karşı duyarlı olun. Tıpkı oyun oynayan çocuklar, köpekler ya da hayvanlar gibi. Oynamaya devam edin ve cinsel eylemi hiç dü­şünmeyin. Olabilir de, olmayabilir de.

Oynama aracılığıyla olursa, seni vadiye daha büyük bir ko­laylıkla götürür. Eğer onu düşünürsen, o zaman çoktan kendini geçmişsindir: Sevgilinle oynamaktasındır ama cinsel eylemi düşünmektesindir. O zaman oyun sahtedir. Sen orada değilsindir, zihnin gelecektedir. Ve bu zihin her zaman gelecekte ilerleye­cektir.
Cinsel Mobil Sohbet eylem içindeyken zihin onu nasıl bitireceğini düşün­mektedir. Her zaman senden ileridedir. Buna izin verme! Yal­nızca oyna ve cinsel eylemi unut. Olacaktır. Olmasına izin ver. O zaman gevşemek kolay olur. Ve olduğu zaman... Yalnızca gevşeyin. Birlikte olun. Birbirinizin varlığını hissedin ve mutlu hissedin.
Olumsuz olarak, bir şey yapılabilir. Örneğin, heyecanlandı­ğın zaman nefesin hızlanır çünkü heyecan hızlı nefes almaya zorlar. Gevşemek için, derin nefes almak hızlı değil, yavaş, ra­hat bir şekilde nefes almak iyidir, yardımcı olur. O zaman cinsel eylem uzatılabilir.
Konuşmayın, hiçbir şey söylemeyin çünkü bu rahatsızlık ya­ratır. Zihninizi kullanmayın, bedenlerinizi kullanın. Yalnızca ne­ler olduğunu hissetmek için zihninizi kullanın. Akan sıcaklık, akan aşk, birleşmedeki enerji, onu hissedin! Onun farkında olun. Ve bu da bir gerilim haline getirilmemelidir - çaba harca- maksızın süzülün. Ancak o zaman vadi belirecektir. Ve vadi be­lirdiği zaman, aşıyorsun demektir.
Vadiyi, gevşemiş orgazmı hissedip fark ettiğiniz zaman, za­ten bir aşkınlık vardır. Cinsellik orada değildir. Artık bir medi­tasyona, bir samadhi'ye dönüşmüştür.

31 Ağustos 2016 Çarşamba

cinsel kızlar cinsel erkeklerle cinsel sohbet etme yolları

cinsel kızlar cinsel erkeklerle cinsel sohbet  etme yolları en sonunda sessizliği bozdu.
"Hemen satın alman konusunda yanıldım. Belki de Mindy haklıdır ve aslında bu... Bu molaya gerçekten ihtiyacın vardır.” “Teşekkürler. Mindy’nin fikrini şüpheyle karşıladığını sanı­yordum?”
“Her zaman değil.”
Hakkımda tartışacaklarını, cinsel kızlar cinsel erkeklerle cinsel sohbet  etme yolları benim için endişeleneceklerini biliyordum ve artık erteleyemeyeceğim bir soru vardı.
“Hepiniz büyük bir hata yaptığımı mı düşünüyorsunuz?” Gergin bir sessizlik oldu.
“‘Hepiniz’ diye bir şey yok...”
“Of, Tanrım.” Yüzümü elimle kapattım. “Uç farklı çeşit kı­nama...”
“Kınama değil, cinsel kızlar cinsel erkeklerle cinsel sohbet  etme yolları otuz bir yaşındasın sen. Senin için neyin doğru olduğunu söylemek bize ya da bir başkasına cinsel kızlar cinsel erkeklerle cinsel sohbet  etme yolları düşmez. Sanırım daha önce hiçbir sorundan söz cinsel kızlar cinsel erkeklerle cinsel sohbet  etme yolları etmemiş olmana şaşırdım, hepsi bu.” “cinsel kızlar cinsel erkeklerle cinsel sohbet  etme yolları’in arkasından konuşmak istemedim. Doğrusunu söyle­mek gerekirse ne hissettiğimden emin değildim. Düğün planıyla uğraşıyordum ve o da sorun çıkarıp duruyordu, ardından birbirimize girdik ve film koptu.”


“Ona gözdağı veremez iniydin? Bence onu hiçbir zaman sert bir dille uyarmadın ve bu da onun... rahat davranmasına sebep olmuş olabilir.”

“Bir danışmana falan gitmeyi önerdim. İlgilenmedi.”
“Seni kaybetmeyi göze aldığını sanmıyorum. O inatçı biri...” “Birinden olmadığı birisine dönüşmesini isteyemezsin. Du­rumumuz buydu.”
“Yani şey yapamaz miydin?.. Şöyle yapsaydın...”
“Caro, lütfen. Bunu şimdi yapamam. Sonra şarap eşliğinde saatlerce yapacağım. Sen dinlemekten usanana kadar ne var ne yoksa konuşuruz. Fakat şimdi olmaz.”
“Özür dilerim.”
“Sorun değil. Haydi, başka şeylerden konuşalım."
Hım. Bu “sonra” tam olarak ne zaman olur, bilmiyordum. Muhtemelen 2064 yılına kadar bekleyip kulağına bir flaş bellek yerleştirebilir ve tüm bilgileri doğrudan ön lobuna indirebilirdim. Sonra pervasız bir cesaretle ekledim: “Ah, Ben’i gördüm.” “Ben mi? Üniversitedeki Ben mi? Nerede? Ona ulaşmayacağını sanıyordum. Nasıldı?”
Yola bakmak zorunda olan Caroline bakışlarım bana yalnızca birkaç saniyeliğine çevirebildiği için şükrettim.
“Şey, kütüphanedeydik. Yeni bir ben olmak için İtalyanca öğrenmek istedim. O da oradaydı. Kahve içtik. İyi görünüyor. Evlenmiş.”
Caroline burun büktü. “Hah! Tabii, mecburen. Artık öyle çekici ve evcimen tipleri yirmili yaşların ortalarında kapıyorlar." “Doğru dürüst tipler çoktan evlenmiş midir?"
Caroline söylediği sözün farkına varıp yüzünü ekşitti. ”1 la\ ır! Yani onun gibi adamlar evlidir. Düzgün kadınların sayısı erkek­lerden fazla, dolayısıyla arz talep kuralına göre piyasada onun gibi tipler hemen tükeniyor.”
"Bu benim birini bulma beklentim açısından ivive işaret değil övlevse.”
Caroline vites değiştirdi ve bu haliyle bir keresinde British Museum'da gördüğüm Mısırlı heykel kafalarına benzedi. “Öyle demek istemedim... Of, biliyorsun...”
“Endişelenme,” dedim, “aynı fikirdeyim. Ben’in evlenme ihti­mali hep vardı ve otuzdan sonra seçimler muhteşem olmayabiliyor. Yakında boşanmalar başlar, ben de ikinci turda birini bulurum.”
Caroline neşelenmekten öte rahatlamış bir tavırla bana güldü, “iyi olacaksın.”
“Mindy ile Ivor hâlâ bekâr olmalarına karşın normaller ve iyi dürümdalar. Yani epeyce iyiler.”
“Kesinlikle!”
ikimizin de iyiliği için görünmeye çalıştığımın yarısı kadar bile kayıtsız değildim. Yeniden başlamak... En baştan... Hakkımdaki milyonlarca önemli ve önemsiz şeyi bilmeyen, Rhys’le uzun süredir kanıksadığım uzun süreli ilişki dilinde yetkin olmayan biriyle... Biri hakkımdaki onca şeyi nasıl bilecekti, ya ben onun hakkındaki- leri? Bunları öğrenmek isteyen biriyle karşılaşacak mıydım? Rachel VVoodford hakkında York Notes incelemesi tarzında bir araştırma canlandı zihnimde. Ya da Rhys’in [kaynak gerekli] yazısının takip ettiği iddialarıyla dolu bir VVikipedia sayfası.
Hem iyi adamların tümünün bittiği acı bir gerçek miydi? Sanki ruh eşleri “sona kalan dona kalır” ocak indiriminde satışa çıkmış gibi. Yanlış ürünü alırsın, iade etmek zorunda kalırsın ve kimsenin istemediğine kalırsın. Bu anneme özgü ve benim komik bulacağım bir düşünceydi; gerçi ben bir ilişkinin sağladığı güvene hep burun kıvırırdım. Hipotezin doğruluğunu test etmek zorunda kaldığım için arrık “Stepford kadınları gibi olunmamak” fikrimin haklılığından hiç de emin değildim.

Park yeri bulabilmek için binanın etrafında attığımız birkaç turdan sonra arabanın Rhys’te kalmış olmasının isabetli olduğunu anladık.
rkına varıp yüzünü ekşitti. ”1 la\ ır! Yani onun gibi adamlar evlidir. Düzgün kadınların sayısı erkek­lerden fazla, dolayısıyla arz talep kuralına göre piyasada onun gibi tipler hemen tükeniyor.”
“Burada kalayım da arabayı çekmesinler,” dedi Caroline. “Gö­revli görürsem apartmanın etrafında bir tur atarım, seni yüzüstü bırakıp gittim sanma.”
Arabayla evin kapısı arasında koşuştururken formdan ne ka­dar düştüğümü fark ettim. Caroline ise hiç mola vermeden gidip gelmeyi başarıyordu.
Son partiyi yüklenirken, “Pekâlâ, yanında kalırdım ama annen geldiğine göre ona etrafı gezdirmek istersin, değil mi?" dedi.
“Ha? Annem burada değil."
“Orada işte.”
Caroline arka tarafı işaret etti. Annem kocaman bozuk para cüzdanından çıkardığı bozuklukları köpeği yanında bağlı duran bir adamın ters çevrilmiş şapkasının içine attı. Siyah renkli şal vaka Wındsmoor kabanı Profesör Snape’in pelerini gibi dalgalanıyordu. Hep kusursuz görünürdü ve Mezun filmindeki Anne Baııcroft'u anımsatırdı. Kendinden birkaç santim kısa, çok daha küfürbaz ve berbat tavırlara sahip birini nasıl olup da dünyac a getirdiğini ken­dine soruyor olsa gerekti. Yine de en azından yanıtın bir kısmını alabilmek için babama bakması yeterliydi.
“Of, Tanrım..."
Caroline gülümseyerek arabasına binerken anneme el salladı.
“Merhaba hayatım! O Caroline nııydı? Tatlı kız. Gördüğüm kadarıyla hâlâ bir tazı metabolizmasına sahip. Bazıları şanslı do­ğuyor, ha?”
“Selam anne. Hım. Burada ne işin var?”
“Barbara’yla birlikte Samantha’nın makyaj provası işi için John Levvis’ta olacağız. Gelmek ister misin5" nün bittiği acı bir gerçek miydi? Sanki ruh eşleri “sona kalan dona kalır” ocak indiriminde satışa çıkmış gibi. Yanlış ürünü alırsın, iade etmek zorunda kalırsın ve kimsenin istemediğine kalırsın. Bu anneme özgü ve benim komik bulacağım bir düşünceydi; gerçi ben bir ilişkinin sağladığı güvene hep burun kıvırırdım. Hipotezin doğruluğunu test etmek zorunda kaldığım için arrık “Stepford kadınları gibi olunmamak” fikrimin haklılığından hiç de emin değildim.


Park yeri bulabilmek için binanın etrafında attığımız birkaç turdan sonra arabanın Rhys’te kalmış olmasının isabetli olduğunu anladık.
rkına varıp yüzünü ekşitti. ”1 la\ ır! Yani onun gibi adamlar evlidir. Düzgün kadınların sayısı erkek­lerden fazla, dolayısıyla arz talep kuralına göre piyasada onun gibi tipler hemen tükeniyor.”
“On beş yıldır görmediğim bir aile dostunun düğün prova­sına gelmek ve kendi düğünümün olmayacağını düşünerek onlara kendilerini büsbütün tuhaf hissettirmek mi?”
“Ot, saçma. Seni görmekten keyif duyarlar.”
“Evleniyor olsam dahi işe yaramaz bir yardımcı olurdum. Hem S.ım’in 'cırtlak’ bir kız olduğunu anımsıyorum.”
“‘Cırtlak’ bir kız mı?”
“Heyooo! Eğlence-meğlence-nokta com! Haydi, gidip nefis kekler alalım ve kıkır kıkır gülelim.”
Annem eğilip bana bir öpücük verdi. “Haydi, suratsızları kimse sevmez. Bana yeni evini göstersene.”
Asansör yerine merdivenden çıkarken sanki pembe buzdo­labının dâhil olduğu türden bir yaşam tarzına değil de elektrikli sandalyeye giden bir yolda yürür gibi ağır ağır ilerledim. Anahtarı cebimden çıkarıp kapıyı açtım. İçerisi tuhaf kokuyordu, ev gibi değildi. Eşyalarımdan oluşan ve güzel görünümü bozan tepeciğe huzursuzca baktım.
“Aman Tanrım, pek de süslü püslü, değil mi? 1960’lardan fırlamış gibi.”
“Sağ ol anne! Aslına bakarsan ben sevdim.”
“Hımm, yani sen sevdiysen diyecek bir şey yok. Farklı tabii.” Farklı genellikle masum bir anlam taşırdı fakat bu annemin en ezici sıfatlarından biriydi.
Çantasını omzundan çıkarıp yanıma oturdu. Şimdi ne olaca­ğını çok iyi biliyordum. Öksürerek sesini düzeltti. İşte geliyordu...
“Pekâlâ... Sen ve Rhys. Anladığım kadarıyla sıkıntılı bir dö­nem yaşıyorsunuz...”
“Anne! Evliliğe giden yolda bir kasırgayla karşılaşmak gibi bir şev değil bu. Biz ayrıldık.”
“Kırk yıldır evli biri olarak konuşmama izin verirsen...” Suratımı asıp kanepenin dikiş yerini çekiştirdim.

“Evlilik zordur. Birbirinizin sinirli hallerine katlanırsınız. Sonu gelmez. Çok çok zordur ve gerçekten dürüst olmak gerekirse iyi zamanlarda bile çoğu gün defolup gitmelerini istersin.”
“Öyleyse vazgeçtiğim için çok da canımı sıkmama gerek yok!" “Demek istediğim şu ki hissettiğin şey gayet normal.” “ilişkiler bizim yaşadığımız türden şeylerse yalnız olmayı tercih ederim.”
Sessizlik.
“Çocuk sahibi olmak için elindeki tek şansı kaybediyor ola­bilirsin, bunu hiç düşündün mü?”
Annem: motivasyon konuşmacıları dünyası için bir kayıp değildi. “Şaşırtıcı ama bunu hesaba katmıştım, yine de teşekkürler...” “Sadece doğru kararı verdiğinden kesinlikle emin olmanı istiyo­rum, hepsi bu. Rhys’le ikiniz oldukça uzun zamandır birlikteydiniz.” “işte bu yüzden eminim.” Sessizlik. “Beni ciddiye alsan ve kiminle evlenmek isteyip istemeyeceğime karar verebileceğimi kabullensen beni çok mutlu edersin anne. Zaten yeterince zor bir durumdayım.”
“îvi. Kesinlikle eminsen..?
“Eminim.” Tabii daha bunu söylerken bile kesinlikle emin olmadığımın farkındaydım. Daha önce hiç nişanlımdan ayrılma­dığım ve bununla kıyaslanacak bir şey yaşamadığım düşünülürse olunması gerektiği kadar emin olduğumu sanıyordum.
Annem ayağa kalktı.
“Babanla birlikte geleceğiz. Eksik bir şeyler olursa söylersin, getiririz.”
“Tamam, teşekkürler.” Birden boğazım tıkandı ve ona sımsıkı sarıldım. Rupa’nm dairesinin yenilik kokan havası yerine annemin YSL Rive Gauche parfümünün tanıdık kokusunu içime çektim.
Annem gidince her ne kadar ralıatlasam da neredeyse hahamla ikisini yurdun otoparkından uğurladığını günkü kadar terk edilmiş hissettim kendimi. Kocaman bir bardak çay içmeye ihtiyacım vardı; şu ancak iki kulpundan tutup kaldırılabilen fincanlardan biriyle. İçinde de azıcık viski olsa...
Dev pencereden dışarı baktım ve sonsuzluk birdenbire göz alıcı değil, ürkütücü göründü. Camın diğer tarafından bakılınca ne kadar küçük göründüğümü düşündüm. Manchester’daki çatıların üzerinden bakan küçük, korkmuş, mutsuz ve anlamsız bir figürdüm.
Bir an ürpererek öylesine büyük bir özlem duydum ki avaz avaz bağıracak oldum: Eve gitmek istiyorum. Ancak ev demek Rhys demekti.
r anlam taşırdı fakat bu annemin en ezici sıfatlarından biriydi.

Çantasını omzundan çıkarıp yanıma oturdu. Şimdi ne olaca­ğını çok iyi biliyordum. Öksürerek sesini düzeltti. İşte geliyordu...
“Pekâlâ... Sen ve Rhys. Anladığım kadarıyla sıkıntılı bir dö­nem yaşıyorsunuz...”
“Anne! Evliliğe giden yolda bir kasırgayla karşılaşmak gibi bir şev değil bu. Biz ayrıldık.”
“Kırk yıldır evli biri olarak konuşmama izin verirsen...” Suratımı asıp kanepenin dikiş yerini çekiştirdim.

“Evlilik zordur. Birbirinizin sinirli hallerine katlanırsınız. Sonu gelmez. Çok çok zordur ve gerçekten dürüst olmak gerekirse iyi zamanlarda bile çoğu gün defolup gitmelerini istersin.”


cinsel sohbet sitesi'

cinsel sohbet sitesi'ten eşyalarımı taşımak için arabayı ödünç vermesini istemedim çünkü evden ayrılacağım gün ortalıktan kaybolmak için arabaya cinsel sohbet sitesi 'ihtiyacı olacağını biliyordum.
Son akşamdan cinsel sohbet sitesi' önceki akşam havluya sarınmış ve kafama da bir başka havlu sarmış halde cinsel sohbet sitesi duştan çıktım. Hızlı hareket ediyordum cinsel sohbet sitesi' çünkü ayrılık sonrası gereğinden uzun süre çıplak görünmek doğru gelmiyordu. cinsel sohbet sitesi merdivende belirdi. Kenara çekileceğini ya da sıcak suyu müsrifçe kullandığım için benimle tartışacağını düşün¬düm ama o, tam önümde durup gözlerimin içine baktı. Gözleri durup dururken dolmuştu.
“Kal,” dedi boğuk bir sesle.
Yanlış duyduğumu sandım. Doğruydu.
“Yapamam,” dedim.
Kafasını sallarken ne kızgın görünüyordu ne de dargın. Dö-nüp hızlı adımlarla indi, ben de merdiven sahanlığında titreyerek kalakaldım. Demek ki büyük bir kararın sonuçları ağzına kadar dolu bir dolap açıldığında her şeyin dökülüvermesi gibi bir anda ortaya çıkmıyordu; insanı ara ara yokluyordu.
Caroline’a bir kamyonet kiralayacağımı söyleyince hangi eşyaları alacağımı sordu ve arabasıyla birkaç turda taşınabileceğine karar
verdi. Cumartesi erkenden geldiğinde taşınabilir bütün eşyalarımla dolu holde dikilmiş duruyordum, biraz terliydim. Garip ama tıpkı üniversite için evden ayrılıyor gibi hissediyordum. Sadece o zamanki bütün o umut dolu hislerin yerini kasvetli bir ümitsizlik almıştı.
Rhys, Mindv'nin mobilyalarla ilgili planını onayladı. Yüzüne bakınca aklından geçenleri okudum; “kahrolası hayatını kolay¬laştırmak için”. Ardından Ikea’daki açık kasa kamyona benzeyen alışveriş arabalarını zihninde canlandırdı ve fikri homurdanarak kabul etti. Böylelikle giysiler, kitaplar, şaşılacak kadar yüklü mik¬tarda banyo malzemesi ve ıvır zıvır kaldı geriye; en hafif olacağı düşünülürken en ağır olduğu anlaşılan grup. Fotoğraf albümleri, saksı çiçekleri, aksesuarlar, resimler... Evde tek olan şeylere (sıcak su torbası, paspas kovası, filtre kahve demliği, nişan yüzüğü) sıra gelince titizlikle adil davrandım ve bunları Rhys’e bıraktım.
Caroline eşya yığınına şöyle bir baktı ve bunun iki ya da en fazla üç turda taşınabileceği kanısına vardı. Eşyaları geniş Audi’si- nin arkasına yüklemeye başladık, arka koltukları yatırıp biraz da abanarak yer kazandık.
“Kesinlikle iki turda,” dedi Caroline sokak kapısını kilitle¬diğim sırada, ikinci ve sonuncu kez gelecek olmaktan duyduğum rahatsızlığı saymazsak aklımı okumuştu.
Yola koyulduk. Ben içimdeki huzursuzluktan kurtulmak için kaygısız bir tavırla daireden söz ederken Caroline yoldan gözlerini ayırma fırsatı bulduğu her an bana endişeli gözlerle bakıyordu.
“Biliyorsun, gitmek zorunda değiliz. Fikrini değiştirdiysen...” diyerek konuya girdi. Dudağımı kanatacak gibi ısırdım ve lütfen, şimdi değil der gibi öfkeyle kafamı salladım.
Caroline nazikçe dizime dokundu ve nereden gideceğimizi sordu. Eve vardığımızda zihnimi dağıtan bütün işler (park ücretini ödemek, kapıyı açmak, kucak dolusu eşyayla nöbetleşe koşturmak) için minnettardım. Sonunda bütün eşyalar yığıldı ve sıra kalanını
taşımaya geldi. Madalya için ısınan bir atlet gibi derin derin nefes alıp verdim.
Evime, daha doğrusu bir zamanlar evim dediğim yere dönünce eşyaların geri kalanı birkaç dakika içerisinde toparlandı.
Henüz gidemezdim. Yapamıyordum. Kapının önündeki mer-divenlere oturup kafamı toplamaya çalıştım fakat çökmeye baş¬ladığımı hissettim. Birkaç iç çekiş katılarak ağlamaya dönüştü ve Caroline’ın elini titreyen omzumun üzerine koyduğunu fark ettim.
Bitkin kafamı dizlerimden kaldırdım ve bedenimdeki sıvının tümü gözlerimden, ağzımdan ve burnumdan akarken, “Nasıl uyu¬yacağım, bilmiyorum,” dedim.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordu Caroline önümde çömelcrek. “Rupa’nın yatağı var, öyle değil mi?”
“Hayır,” dedim üstümü işaret ederek. “Uyurken giyecek bir şey... Rhys’in tişörtlerinden birini giyerdim hep. Velvet Undergro- und baskılı. Bıraktım onu.” Gözlerimi sildim. “Bana mı ait? Ona mı? Bunu bile bilmiyorum.”
Caroline sırtımı sıvazlarken yeniden ağlamaya başladım.
“Çok uzun zamandır birlikteydiniz ve bütün bunlar çok çabuk oldu. Acı vereceğini düşünmeliydin Rach.”
Caroline nazik doğruculuğuyla çıkmaza girdiğinizde önünüzü aydınlatmayı başarırdı. O müsamahasız bir duygudaştı. Bacağınız sıyrıldığında sizinle anneniz yerine okul hemşiresinin ilgilenmesi gibi bir şeydi bu.
“Onu özleyeceğim,” dedim.
“Biliyorum.” Daha güçlü sıvazladı sırtımı, sanki öksürüp acıyı içimden atabilecekmişim gibi.
 “Ona bunu söyleyemem.”
“Neden?”
“Çünkü ondan ayrılan benim! diye haykırıp yeniden dağıldım.

Geveze Sohbet Sitesi Geveze Chat Odaları

Geveze Sohbet Sitesi Geveze Chat Odaları “Umanın burada olduğum sürece her gece böyle güzel uyuyabilirim.”
Yanaklarım alev alev Geveze Sohbet Sitesi Geveze Chat Odaları yanıyordu ama bir türlü kendimi durduramıyordum. “Ben de öyle umuyorum. Gerçekten.” Michael’ıyine dün geceki gibi arzuladım.
Annem gazetesini masaya bıraktı. “Ben de Geveze Sohbet Sitesi Geveze Chat Odaları senin için aynı şeyi umuyorum, Mireille.”
Babam ve Michael ortak aşkları olan beton Geveze Sohbet Sitesi Geveze Chat Odaları ve inşaat üzerine bir sohbete giriştiler. O öğleden sonra arabayla kırsal kesimlere, babamın bir yetimhane ve American N130 için bir okul inşa ettiği Jeremie’ye doğru yola çıktık. Jeremie, Port- au-Prince’ten 125 mil uzakta, küçük ve izole bir yerdir. Yol­ların kötülüğü yüzünden oraya ulaşmamız saatler aldı. Michael ve ben, babamın aracının arka koltuğunda oturuyor­duk; ter içindeydik ve bacaklarımız deri koltuklara yapış­mıştı. El ele tutuşmak, hatta yan yana oturmak için bile çok sıcaktı. Michael’ın saçları, havaalanındakinden daha da kırmızı olan yüzüne yapışmıştı. Babam klimayı açmıştı ama o bile bizi serinletmeye yetmiyordu.
Annem bize doğru döndü ve Michael’a bakıp, "Geveze Sohbet'" dedi.
Anneme ters ters baktım.
Michael alnını sildi. “Her zaman böyle sıcak mıdır?” Babam ön koltuktan başım salladı. “Biz burada güneşle kut­sanıyoruz.”
Yollar giderek daha da daralmaya başladı, asfalt yollar azaldıkça öne arkaya sallanmaya başladık. Jeremie’ye otuz mil kala, çocukların oyun oynadığı ve arabamızın arkasından koştuğu kuru bir nehir yatağından geçmek zorunda kaldık. Başıboş bir keçi salma salma yürüyordu. Michael alnını ca­ma yaslayıp hevesle çocuklara el salladı.
“Yağmur yağdığı zaman bu nehir taşıyor,” dedi babam. “İşte o zaman kimse Jeremie’ye ulaşamıyor.”
Michael’la birlikte önce pencereden dışarı, sonra bulut­suz gökyüzüne baktık.
İnşaat alanında yürürken babam yanaklannı doldurdu ve heyecanla Michael’m omzunu sıvazladı. “Görüyorsun,” dedi. “Daha yapılması gereken çok şey var ama burada çok büyük şeyler olduğunu söyleyebilirim.”
Michael kibarca gülümsedi ama inşaat alanına gitmek için Jeremie’ye doğru yol alırken boyası dökülen çarpık bina­ları, pis sokaklan ve her gittiğimiz yerde arabamızın etrafını saran insanları görmüştü. Defalarca kafasını sallayıp, “İna­nılır gibi değil,” diye mırıldandı. Gördüklerine ne anlam ve-
•bilmiyordu. Ben de öyle.
İki adam arazi ölçümü, yapısal bütünlüğün uzun vadeli yaşama gücü, inşaatın bitiş zamanı ve bizim anlayışımızın ötesinde kalan diğer meseleler hakkında konuşmaya devam ederken, bizde annemle birlikte bitmek üzere olan bir sınıfta bekleyip biraz olsun serinlemeye çalıştık.
“Senin genç adam, babana hiç benzemiyor,” dedi.
Gülümsedim. “Hayır. Hayır, benzemiyor.”
Port-au-Prince’e dönüş yolunda bir kez daha okul ço­cuklarının yanından geçtik; tişört ve şort giymiş yedi ya da sekiz çocuk kuru nehir yatağının kıyısında futbol oynuyor, biri gol attıkça neşeyle çığlık atıp oradan oraya koşturuyordu. "Arabayı durdurur musunuz?” dedi Michael.
Yavaşladık. Babam dönüp bize baktı. “Ne oldu?” “Sadece birkaç dakikalığına dışarıya çıkmak istiyorum.” Babam kaşlarını çattı ama arabayı durdurdu. Michael araba­dan indi ve kollarını sıvayarak çocuklara doğru yürüdü. Ben de arabadan indim ve derme çatma yolun kenarında durup güneşten korunmak için elimi gözlerime siper ederek erkek arkadaşımı seyrettim. Küçük çocuklardan biri futbol topunu Michael’a doğru attı ve Michael o küçük çocuklardan biriy­miş gibi oyuna dahil oldu. Gol atınca ellerini havaya kaldırıp koşarak bir daire çizdi. Küçük çocuklar da ellerini havaya kaldırarak onunla aynı şeyi yaptı. Düzinelerce fotoğraf çek­tim, kendimi gülmekten alamıyordum. Michael geldi, beni elimden tuttu ve çocuklarla yaptığı maça beni de dahil etti. Topa vurdukça arkamızda küçük toz bulutları bırakarak ço­cuklarla birlikte oynadık. Yaşı daha büyük bir çocuk gnıbu ile birkaç yetişkin etrafımızda toplanmaya başladı. Kırsal ke­simlerde uzun boylu, geniş yapılı, san saçlı bir adam görmek pek yaygın değildir. Kalabalık her iki takıma da eşit şekilde tezahürat etti ama ne zaman çocuklardan biri beyaz adamdan top çalsa etrafımızdan keyif kahkahalan yükseldi. Bir süre sonra babam saatini işaret ederek bize doğm yaklaştı. İç çek­tim. Küçük kalabalığa kollanmız ağnyıncaya kadar el salla­yıp güle güle dedik.
Arka koltukta otururken, Michael bana döndü. Gömleği ter içindeydi. “Burayı Geveze Sohbet sevdim,” dedi.
Arabada yalnız olmayışımız umurumda değildi. Ona doğru eğildim, elimi göğsüne koyup dudaklarını öptüm. “Ben de öyle."
Michael yolun büyük kısırımda yerinden fırlayacakmış gibi gözüken gözlerle, bu ülkeyle ve karşılaştığı korkutucu zıtlıklarla başa çıkmaya çalıştı. Bir sürü güzelliğin yanında, bir sürü vahşilik de vardı bu ülkede. Gittiğimiz her yerde so­kaklardaki çöplere, yukandan geçen karmakarışık elektrik kablolanna, devasa malikânelerin devasa duvarları etrafında göz alabildiğine sıralanan gecekondulara, umutsuz, öfkeli, aç insanlara baktı. Bu öyle bir karmaşaydı ki üzerine çok faz­la düşününce insana dayanması imkânsız geliyordu. Şehrin sağlam yüzünün ötesini görmek onu korkutmadı, diye düşün­düm. Arabadan inip açık renkli tentelerin üzerinde satılabi­lecek ne varsa satan ya da beton duvarlardan sarkıttıkları malların yanında duran işportacılarla konuşmasından anla­mıştım bunu. Herkese iyi davranmaya çalışmıştı. Çocukla- n, onların gençlik heveslerini, küçük yetişkinler gibi konuş­malarını sevmişti. Güzel kadınlan, müziği, sanatı, özellikle de yemekleri çok sevmişti; o kadar ki benden yemek pişir­mem için söz bile almıştı. Beni ülkemi sevecek kadar sevdi­ğine inanmaya ihtiyacım vardı. Michael her günün küçük bir kısmını babamın işleri hakkında bilgi edinmek için şirkette geçirdi. Nadine ve Wilma’yla sohbet etmeye çalışıp ikisini de büyüledi. Hizmetkârlarımız onu görünce bizi unutur hale geldi. Ziyaretimizin sonunda annem, “Nadine ve Wilma’ya Bay  Amerika hapşıracak desek, ellerinde mendillerle adamın kapısında bekleyecekler,” dedi.
“Michael sevmesi kolay bir adamdır,” dedim.
Öğleden sonralarımızı sahilde geniş şezlonglara yatıp içki içerek, meyve yiyerek, ılık tuzlu suda yüzerek geçirdik. Michael mayolarıyla önümüzden geçen uzun boylu güzel ka­dınlara iştahla baktı. Hatta bir defasında ıslık çalarak, “Dün­yanın en güzel kadınlan Haiti’de yaşıyor sanınm,” dedi. “Ke­sinlikle öyle,” diye cevap verdim. Onu sadece kafası açıkta ka­lacak şekilde kuma gömdüm ve üzerine oturup kendini kumdan çıkarma çabalarına kahkahalarla güldüm. Sonunda içine tıkıldı- ğı kum paketinden kurtuldu, beni omzuna atıp kıyıya vuran dal­galardan birine fırlattı, sonra üzerime uzandı. Dalgaların için­de, kavurucu güneşin altında öylece dururken bana, “Seni sonsuza kadar seveceğim,” dedi. Ona inandım. Sonsuza ka­dar mutlu bir hayat süreceğimize inandım.
Akşam babam bizi Cap-Haîtien’e götürdü; bir zamanlar kendini Haiti kralı ilan eden ve yıllar sonra oğlumuza isim koyarken bize ilham veren Henri Christophe tarafından, 19. yüzyılın başlarında dağın zirvesine inşa edilen Citadelle Ka- lesi'ni gezdik. Michael'la birlikte kalenin tepesine çıkıp muhteşem okyanus manzarasını seyre daldık. İnsana kendini dünyanın zirvesine çıkmış gibi hissettiren tepede dururken etrafımız yeşille, maviyle, nefes kesen dağlarla, dağlara giden patikalarla çevriliydi. Hava sıcak ve parlaktı ama en azından biraz hafiflemişti, daha rahat nefes alıyorduk. Michael’tn koluna girdim. “İşte burası böyle güzel bir ülke,” dedim yumuşak bir ses tonuyla.
Kafasını salladı, elini elimin üzerine koydu ama o gece­nin ilerleyen saatlerinde, “Artık Amerika’ya dönmek istiyo­rum,” dedi.
Bunu söylediğinde evin ağaçlıklı araba yolunda duru­yorduk, ben sigara içiyordum.
Kaşlarımı çattım. “İyi vakit geçiyor gibi görünüyordun. Burayı sevdiğini söylemiştin.”
Michael ellerini ceplerine soktu. Geri vites yapmaya ça­lışıyordu, bense sadece onu izliyordum. “İyi vakit geçirdim, burayı sevmedim de diyemem ama bazı şeyler var ki tahammül etmek gerçekten çok zor. Pazardaki dilencileri gördün mü?” Ona doğru adım atıp sigaramı yere silkeledim ve ellerimi kalçama koydum. “Neymiş o tahammül edilmesi zor olan?” Doğru kelimeleri bulmak için yıldızlardan yardım ister gibi kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı. “Boş ver.”
‘Tamam,” dedim, yönümü eve çevirerek. O gece gizliceodasına gitmedim. Ertesi gün kahvaltıda hiçbir şekilde göz teması kurmadım, aramızı düzeltme girişimlerini görmezden geldim.
Son akşamımızda ailemin evinin dışındaki sokakta yü­rüyüşe çıktık. Michael kafasını sallayıp alnını ovaladı. “An­nenle baban gibi insanlar böyle bir ülkede bu şekilde yaşa­maktan suçluluk duymuyor mu?”
Etrafıma baktım; bir tarafta gösterişli evleri çevreleyen yüksek duvarlar, diğer tarafta şehrin asıl yüzü vardı. Elini sıktım. “Hiçbir fikrim yok.”
“Ben dayanamazdım,” dedi Michael.
Bence hiç kimse dayanamaz, demek istedim. Benim de onunla tam olarak aynı şeyleri gördüğümü, bu ülkede taham­mül edilmesi zor birçok şey olduğunu söylemek istedim ama böyle düşünmüyormuşum gibi yapmak çok daha kolay geldi. Miami’ye döndüğümüzde Michael dizlerinin üzerine çöktü ve havaalanın kirli zeminini öperek büyük bir gösteriye imza attı. 'Tann’ya şükür, sonunda evimize gelebildik,” diye fısıldadı.
Tiksintiyle yanından uzaklaştım. Uçakla Miami’den Ohama’ya, arabayla Ohama’dan Lincoln’e giderken hiç ko­nuşmadık. Evimin önünde durduk ve arabanın içinde sessiz­ce oturduk. Bir şeyler söylemeye çalıştı ama elimi kaldırıp onu susturdum. Arabadan inip bagajdan bavulumu çıkarmak için mücadele vermeye başladım. Michael yardım etmeye çalışınca, “Sakın,” dedim. “Senin yardımına ihtiyacım yok.” Ama Michael gitmedi. Sakinleşmemi beklemek için arabada oturdu. Orada ne kadar oturacağını görmek için oturma oda-mın perdelerini bir ya da iki santimetre aralayıp onu izledim. Eskiden böyle uzaktan da tartışırdık. Saat gece yansını geçince pijamalarımla arabanın yanma gittim. Camı tıklattım. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, uyuyordu. Cama tekrar vurdum. Uyanma­yınca daha sert vurdum. Tek gözünü açınca elimi çevirip camı açmasını istedim. Esnedi  ve camı aşağı indirdi.
“İçeri gel.”
“Beni affettin mi?”
Omzuma bir şaplak attım. “Hayır ama gece gece ara­bada oturmana gerek yok."
İki haftadan sonra ilk defa tanıdık bir yataktaydık, yan yana uzandık. Aramıza olabildiği kadar mesafe koydum. Ba­na dokunmaya çalıştığında elini ittirdim.
“Neden bu kadar kızgınsın?”
Yatakta doğruldum ve ışığı yaktım. Michael irkilip eliy­le gözlerini kapattı. Yataktan kalkıp odanm içinde dolaşmaya başladım ve parmağımı ona doğru çevirdim. “Bunu gerçek­ten soruyor musun?”
“Belki biraz dramatik davranmış olabilirim. Tamam, ka­bul ediyorum, havaalanında yaptığım şey çok kabaydı ama tepkimin çok da anlamsız olduğunu düşünmüyorum. Etraf­taki çöpler, sıcak, her zaman tepemizde olan iktidar, her yer­de sürekli bir şey isteyen insanlar.”
Yatak odasının penceresine yaslanıp sebepsiz yere kav­ga çıkarmaya kararlı bir şekilde aşağıdaki sessiz sokağa bak­tım. “Sana gösterdiğim onca şeyden sonra, tek hatırladığın şey bu mu?”
Michael yatakta doğruldu. “Nasıl unutabilirim ki? Çok eğlendik ama etrafımız sefaletle çevriliydi. Buna tahammül etmek çok zor. Ben sadece dürüst davranmak istedim.” “Michael, eğer tek gördüğün şey sefaletse, o zaman ya­kından bakmamışsın demektir.”
“Gayet yakından baktım, Mireille, çok güzel şeyler gör­düm ama gördüğüm korkunç şeyler de vardı. Görmemiş gibi davranamam. Benden bunu bekleyemezsin.”
“Peki,” dedim odanın içinde volta atmaya devam ederek. “Sanki sen benim geldiğim yerle ilgili iğrenç şeyler söy­lemedin. Oldukları yerde donarak ölen ineklere kahkahalarla güldün.”
Yerden bir ayakkabı alıp göğsüne doğru fırlattım. Ayak­kabıyı yakalayıp yatağın kenarına koydu. Bu arada dudakları­nın kenarı yukarı doğru meyletmeye başlamıştı.
“Sakın güleyim deme, ayrıca o zavallı inekleri de kendini kurtannak için kullanma,” dedim giderek yükselen bir ses to­nuyla. “Yemin ederim. Şimdi daha iyi anlıyorum, ölüm şekilleri çok hüzünlü ama bizim konumuzla uzaktan yakından alakası yok. Biz burada bir ülkeden bahsediyoruz, benim de bir parçası olduğum insanlarla dolu bir ülkeden.”